12 Kasım 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak 2014 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir, diğer adıyla “Bütünşehir” Yasası yaklaşık 12 yıldır uygulanmaktadır. Bu yasa hazırlanırken de ifade ettiğimiz gibi, merkeziyetçi bir anlayışın ürünü ve katı merkeziyetçi bir yapının devamı niteliğindedir. Yerelleşmenin demokratikleşme anlamına geldiği yönündeki anlayıştan oldukça uzak bir yapılanmayla karşı karşıya kalacağımızı o günlerde dile getirmiştik.

Ayrıca kamu harcamaları açısından ciddi bir savurganlığa yol açacağını, ilçe belediyelerinin yetkilerinin azaltılarak merkeze bağımlı hâle getirilmesinin hem gereksiz istihdamı artıracağını hem de mali yükü büyüteceğini belirtmiştik. Nitekim öngörülerimiz gerçekleşmiştir.

Örneğin merkeze üç saat uzaklıkta bulunan bir ilçede itfaiye hizmetleri, su yönetimi ve ana arter yol yapımları gibi temel hizmetlerin Büyükşehir’e devredilmesi; buna karşılık Büyükşehir’in ilçelerde temsilcilikler kurması, iki başlı bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum hem hizmetlerin aksamasına hem de harcamaların ciddi boyutlara ulaşmasına yol açmıştır.

Yasanın yürürlüğe girdiği ilk dönemlerde yaşanan aksamalar üst düzey yöneticilere iletilmiş; görüştüğümüz milletvekilleri ve bakanlar sorunların farkında olduklarını, gerekli yasal düzenlemelerin en kısa sürede yapılacağını ifade etmişlerdi. Ancak aradan geçen 12 yıla rağmen herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Yasa hazırlanırken tüm belediyelerin aynı siyasi anlayış tarafından kazanılacağı varsayımıyla hareket edilmiş, buna göre bir sistem kurgulanmıştır. Fakat beklendiği gibi olmamış; sonuçta bedeli vatandaş ödemiştir. Artan harcamaların yükü vatandaşın sırtında bir kambura dönüşmüştür.

Bugün gelinen noktada, bu yasal düzenlemenin ne ilçe belediyelerini ne de vatandaşları memnun ettiği söylenebilir. Sadece Büyükşehir Belediye Başkanına tüm şehir üzerinde daha geniş bir yetki alanı sağlamıştır. Çoğulculuk ve katılımcılık anlayışından uzak bu yapılanmanın başarısızlığı açıkça görülmesine rağmen hâlâ bir düzenlemeye gidilmemesi, hem demokrasimiz hem de ülke ekonomimiz açısından önemli kayıplara yol açmaktadır.

Bu kayıpları daha ne kadar görmezden  geleceğiz?