Değerli Dostlarım Bugün 31.07.2026 Mübarek CUMA günüdür. Bir kişinin bir görev veya iş için gereken yeterlilik, bilgi ve yeteneğe sahip olması, o işe uygun ve yaraşır olmasına LİYAKAT denir.
Liyakat, bir bireyin bir göreve bilgi, beceri ve deneyimiyle uygun olması anlamına gelir. Liyakat sisteminin olmadığı bir toplumda, yönetimden adalete, eğitimden ekonomiye kadar her alanda çöküş baş gösterir.Bu çöküş, sadece toplumsal huzuru değil, devletin beka sorununu da tetikler.
Liyakat, bir kişinin insan olarak bir emaneti, bir görev ve sorumluluğu üstlenmeye layık, yaraşır veya uygun olma durumunu, insanî ve ahlâkî anlamda yeterlilik niteliğini ifade eder. Liyakat ile kişinin insanî, ahlâkî ve erdemsel nitelikler itibariyle yaptığı veya atandığı işi yapabilecek, tayin edildiği makamı bir emanet bilinciyle doldurabilecek donanımda olmasına işaret edilir.
Liyakat sahibi kimse, kendisine tevdi edilen görev ve makamı, sadakatle ve emin olarak korurken, liyakatli olmayan kişi ehliyet sahibi olsa dahi makama, emanete ihanet edebilir. Liyakat ilkesi, bir göreve veya konuma gelecek kişinin, o iş için gereken bilgi, yetenek ve yeterliliğe sahip olması gerektiğini savunan kuraldır. Bu ilke; işe alım ve terfilerde torpil veya siyasi yakınlık yerine, kişinin başarısını ve uzmanlığını esas alır
Liyakatin en önemli ilkeleri doğruluk ve dürüstlüktür. Bir nesil buna dikkat ederek yetişirse onların yetiştirecekleri de liyakate önem verirler. Zincirin halkaları olarak artarak devam ederler. Liyakat esasına göre yönetilen bir toplum da. Eğitim, bilim, bilgi, birikim, kültür çok önemlidir. Bireyler kendine ilgi alanı ve yeteneğine göre bir yer bulur. Toplumsal düzenin sağlanabilmesi, adaletin adil bir şekilde uygulanabilmesi için liyakatin, yönetimin merkezinde yer alması mutlak bir zorunluluktur. İnsanlığın binlerce yılda geliştirdiği evrensel değerlerden biri olan liyakat insanlar için iyiyi ve doğruyu olan birçok alanı kapsamaktadır.
Bir oto sürücü kursu sahibi, liyakat sahibi olmadığı halde bir ahbabına “kıyak” tarafından bir ehiyet verir.Hem de adamın hiç kursa gelmesine, imtihana girmesine gerek görmeden…
Hatta torpil o derecedir ki, ehliyet, adamın gelip almasına bile gerek kalmadan posta ile evine ulaştırılır.Acemi sürücü bu özel ilgiden son derece memnun olmuştur. Çünkü kendine göre bir sürü masraftan, formaliteden, zaman kaybından, çalışmaktan kurtulacak emeksiz bir şekilde ehliyet sahibi olmuştur. İnsanın her yerde hatırlı dostları olması çok iyi şeydir.zaten az çok araba kullanmasını da bilmektir. Ve bu kadar jeste karşılık adama gidip.teşekkür etmek lazımdır.Yeni ehliyetli, Acemi şöförümüz arkadaşına teşekkür etmek için keyifle arabasına biner yola koyulur. Fakat insanın cebinde ehliyeti olması ayrı şeydir araba kullanmasını bilmek ayrı şeydir…Her trafik kazasında olduğu gibi yolda ne olduysa “bir anda” oluverir ve adam, yol üzerinde karşıdan karşıya geçmekte olan bir çocuğa çarpar. Ve çocuk oracıkta can verir. Tam ibretlik bir hadisedir. Ama asıl bundan sonrası düşünenler için, akıl sahipleri için daha da ibretliktir. Kazada ölen zavallı çocuk kimdir dersiniz? Dostuna haksız yere ehliyet veren sürücü kursunun sahibinin oğludur.
Bir insanın hak etmediği, liyakatın olmadığı bir şeyi haksız olarak ona vermek, o işe alâkalı olarak doğacak neticelerden, olumsuzluklardan pay sahibi olmak demektir. Fatih Sultan Mehmet in çok güzel bir sözü Eğer ben işimi en iyi bilene değilde en çok sevdiğime yaptırsaydım. İstanbulu fethedemezdim. CUMA mız mübarek olsun.Hayırlı CUMA lar dilerim. Malik BİBER .