İş sağlığı ve güvenliği (İSG), çalışma hayatının en temel insani ve hukuki gerekliliklerinden biridir. Türkiye’de 2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, İSG mevzuatında köklü bir dönüşüm yaratmış ve "reaktif" (kaza sonrası) yaklaşımdan "proaktif" (risk odaklı ve önleyici) yaklaşıma geçişi sağlamıştır. Türk İSG mevzuatının temel taşları, işveren ve çalışan yükümlülükleri ile mevzuatın etkin uygulanmasının önündeki engeller ele alınmaktadır.

1. Giriş ve Tarihsel Gelişim

Türkiye'de İSG konusundaki yasal düzenlemeler Osmanlı dönemindeki Dilaver Paşa Nizamnamesi’ne kadar uzansa da, modern anlamda ilk müstakil düzenleme 6331 sayılı İSG Kanunu olmuştur. Bu kanundan önce İSG hükümleri büyük oranda 4857 sayılı İş Kanunu’nun içinde yer almaktaydı. 6331 sayılı Kanun, Avrupa Birliği direktifleri (özellikle 89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktif) ile tam uyum sağlamak amacıyla müstakil bir kanun olarak yürürlüğe konmuştur.

2. Mevzuatın Temel İlkesi: Proaktif Yaklaşım

6331 sayılı Kanun’un getirdiği en büyük yenilik, tehlikelerin henüz ortaya çıkmadan tespit edilmesini amaçlayan risk değerlendirmesi yaklaşımıdır. Eski mevzuatta yer alan "kaza oldu, önlem alalım" anlayışı yerine, modern mevzuat "kaza olasılıklarını öngör ve kaynağında yok et" prensibini benimser.

3. İşveren ve Çalışanların Temel Yükümlülükleri

Mevzuat, iş yerindeki aktörlere dengeli sorumluluklar yüklemektedir:

İşverenin Yükümlülükleri:

İş yerinde risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmak.

İş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi ve diğer sağlık personeli görevlendirmek.

Çalışanlara İSG eğitimleri vermek ve sağlık gözetimlerini (periyodik muayeneler) sağlamak.

Acil durum planları hazırlamak ve yangın, tahliye gibi durumlara hazırlıklı olmak.

Çalışanların Yükümlülükleri:

Kendilerinin ve diğer çalışanların güvenliklerini tehlikeye düşürmemek.

Verilen kişisel koruyucu donanımları (KKD) doğru şekilde kullanmak.

Makine, araç ve gereçleri kurallara uygun işletmek.

Gördükleri tehlikeli durumları derhal işverene veya İSG temsilcisine bildirmek.

4. İSG Mevzuatının Kapsamı ve Sınıflandırma

Türkiye'de İSG mevzuatı, kamu ve özel sektör ayrımı gözetmeksizin, çırak ve stajyerler dahil tüm çalışanları kapsamaktadır. İş yerleri, yürüttük verdikleri faaliyetlerin niteliğine göre üç tehlike sınıfına ayrılır:

Az Tehlikeli: Büro faaliyetleri, perakende satış vb.

Tehlikeli: İmalat, gıda üretimi, kuaförler vb.

Çok Tehlikeli: İnşaat, maden, kimya sanayisi vb.

Not: Kamu kurumları ve 50'den az çalışanı olan az tehlikeli sınıftaki iş yerlerinin uzman ve hekim görevlendirme yükümlülüğü, yapılan yasal ertelemelerle (en son 31 Aralık 2024 sonrasına kadar) süreç içinde kademeli olarak yürürlüğe girmektedir.

5. Karşılaşılan Zorluklar ve Sonuç

Türkiye’de İSG mevzuatı teorik ve kanuni altyapı olarak oldukça gelişmiş bir seviyededir. Ancak uygulamada bazı aksaklıklar yaşanmaktadır:

KOBİ düzeyindeki işletmelerde İSG harcamalarının "maliyet" olarak görülmesi.

Güvenlik kültürünün (bireysel farkındalığın) tam olarak yerleşmemiş olması.

Denetim mekanizmalarının yetersizliği veya cezai yaptırımların caydırıcılığı konusundaki eksikler.

Sonuç olarak; iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi sadece cezalarla veya kağıt üzerindeki formları doldurmakla mümkün değildir. Devletin etkin denetimi, işverenin samimi yatırımı ve çalışanların kurallara uyma bilinci bir araya geldiğinde İSG mevzuatı gerçek amacına ulaşacak ve "insana yakışır iş" ortamları sağlanacaktır.