"Bağımlılık" denilince çoğumuzun aklına hâlâ eski, tanıdık ve karanlık tablolar geliyor: Kuytu köşelerde hayatını karartanlar, alkol şişesinin dibinde teselli arayanlar ya da duman altı odalarda ömür tüketenler. Evet, kimyasal bağımlılıklar toplumsal bir yara olarak tazeliğini ve yakıcılığını koruyor. Ancak bugün, 21. yüzyılın tam ortasında, insanlığı çok daha sinsi, çok daha "steril" ve evlerimizin içine kadar sızmış yeni bir esaret dalgası tehdit ediyor: Davranışsal bağımlılıklar

Artık ceplerimizde, yatak odalarımızda, hatta yemek masalarımızda taşıyoruz bu görünmez zincirleri. Akıllı telefon ekranına günde yüzlerce kez bakan, sosyal medyadaki o küçük kırmızı bildirim baloncuğunu görmeden duramayan, dijital oyunların veya sanal kumar sitlerinin başında sabahlayan modern insan, gerçekten "özgür" olduğunu iddia edebilir mi?

İşin en tehlikeli yanı da bu yeni nesil bağımlılıkları masumlaştırma eğilimimizdir. Bir uyuşturucu bağımlısı durumun ve vahametinin az çok farkındadır ya da toplum ona bu aynayı tutar. Fakat elindeki ekrandan gözünü ayırmayan, sanal dünyadaki sahte onaylanma arzusuyla yanıp tutuşan birine "Sen bir bağımlısın" dediğinizde alacağınız yanıt genellikle hafif bir tebessüm ya da "Herkes yapıyor" savunması olur. Malcolm X’in sokaktaki bağımlılara dönüp, "Bunu zevk için yapmıyorsun, aciz olduğun için yapıyorsun" dediği o sert gerçeklik, bugün parlak ekranların arkasına gizlenmiş durumda. Acizliğimizi, yalnızlığımızı ve hayatın gerçek sorumluluklarından kaçışımızı dijital birer uyuşturucuyla maskeliyoruz.

Peki, insan nasıl olur da bile bile kendi özgürlüğünü bir nesneye ya da davranışa teslim eder? Uzmanlar bağımlılığın aslında bir irade zayıflığı değil, bir kaçış mekanizması olduğunu söylüyor. Hayatın getirdiği ekonomik kaygılar, toplumsal yalnızlaşma, aile içi bağların zayıflaması ve en önemlisi de içsel mutsuzluk, bireyi en kolay haz mekanizmasına doğru itiyor. Kumar sitelerindeki yapay ışıklar, oyunlardaki sahte başarı hissi ya da sosyal medyadaki yapay beğeniler, gerçek dünyada bulamadığımız o tatmin duygusunu bize saniyeler içinde, tabiri caizse "bulaşık makinesi tableti konforunda" sunuyor. Ancak bu geçici haz bittiğinde, geriye sadece daha derin bir boşluk ve yoksunluk kalıyor.

Bugün kimyasal ve davranışsal bağımlılıklar artık birbirine karışmış durumda. Çevrimiçi oyun oynarken aynı zamanda alkol tüketen, sanal bahis batağına düşüp borçlandıkça daha da dibe batan binlerce genç var. Bu mesele artık sadece bireysel bir "tercih" ya da sağlık sorunu değildir; bu, toplumun geleceğini, aile yapısını ve kolektif zihnimizi tehdit eden topyekûn bir güvenlik sorunudur.

Bu esaretten kurtulmanın ilk adımı ise aynaya bakıp gerçeği kabul etmektir. "İstediğim zaman bırakırım" yalanının arkasına sığınmayı bırakıp, neyin bizi köleleştirdiğini itiraf etmek zorundayız. Çocuklarımızı sadece sokaktaki tehlikelerden değil, odalarındaki o sessiz ve parlak ekranların sunduğu sanal dünyalardan da korumak, onlara gerçek hayatın, doğanın ve yüz yüze iletişimin hazzını yeniden öğretmekle mükellefiz.

Unutmayalım ki, bağımlılıkla mücadele etmek, aslında kendi özgürlüğünü ve insanlığını geri kazanma mücadelesidir. Zincirlerimizi fark etmediğimiz sürece, asla gerçekten özgür olamayız.