Son günlerde Manisa’da sıkça dile getirilen bir konu var:
Yabancı yatırımcıların Manisa’yı gündemlerine alıp, ardından bu kararlarından vazgeçmeleri.
Oysa yabancı yatırımcı demek; istihdam demek, ekonomik kalkınma demek, refah demek. Aynı zamanda şehre yalnızca ekonomik değil, kültürel bir zenginlik de kazandırmak demek. Bunu hepimiz biliyoruz. Ancak ne yazık ki Manisa olarak yabancı sermayeye gerekli güven ortamını sağlayamıyoruz.
Bugün dünyanın en pahalı arsalarını üretiyoruz. Bakın, Türkiye’nin değil; dünyanın en pahalı arsalarından söz ediyorum. Bunun yatırımcıyı nasıl ürküttüğünü görmek zor değil.
Bir karşılaştırma yapmak gerekirse; Doğu Bloku ülkeleri çöktükten sonra yabancı yatırımcıyı çekebilmek için son derece cesur ve akılcı adımlar attılar. Örneğin Bulgaristan’da 5 bin metrekare kapalı alanlı fabrikalar sembolik bedellerle, neredeyse 1 lira gibi rakamlarla yatırımcılara tahsis edildi. Elektrik ve enerji giderlerinde ciddi indirimler sağlandı. Bu politikalar sayesinde ülkelerine yabancı sermaye girişi oldu ve önemli bir kalkınma ivmesi yakaladılar.
Peki biz ne yapıyoruz?
Öncelikle yabancı sermayenin kendini güvende hissedeceği hiçbir yapıyı oluşturamadık. Yatırımcı–ortaklık ilişkilerinde adil ve sürdürülebilir bir güvence sunamadık. Oysa para, en ürkek metadır. Tehlikeyi sezdiği anda kaçar. Yabancı yatırımcı “Bir gün mahkemeye düşersem, yıllarca sürecek bir yargı süreciyle mi uğraşacağım?” endişesini taşıyorsa, o yatırım zaten başlamadan bitmiştir.
Buna ek olarak arsa fiyatları astronomik seviyelerdedir. Daha da düşündürücü olan ise bu rakamların neden bu kadar yükseldiğinin ciddi biçimde araştırılmaması ve sorgulanmamasıdır. Bu alanda ciddi bir başıboşluk olduğu, hatta görmezden gelindiği yönünde güçlü tespitler bulunmaktadır. Bu tespitleri ve somut bazı belirtileri kamuoyu ile paylaşacağız.
Bu başıbozukluk ortamı yalnızca yabancı yatırımcıyı değil, yerli yatırımcıyı da Manisa’dan uzaklaştırmaktadır. Bunun hem şehir ekonomisi hem de ülke ekonomisi açısından ne kadar olumsuz bir tablo yarattığının artık farkına varmamız gerekiyor.
Artık tüm gerçekleri masaya yatırmanın zamanı gelmiştir, hatta geçmektedir.
Önümüzdeki hafta kaleme alacağım köşe yazısında bu konuları daha detaylı ve bütün boyutlarıyla ele alacağım.




