Ne var ki bugün geçici olanla kalıcı olanın yerleri epey karışmış durumda. Kemâl sandıkları şey çoğu zaman bir telaştan ibaret; hata sandıklarıysa insanın içinde bulunduğu hâl. Oysa ne kemâl bu kadar gürültülüdür, ne de hâl başlı başına bir kusur. Mesele tam da burada başlıyor: İçinde bulunduğumuz dönemde kimse ne kemâlin ne de hâlin neye karşılık geldiğini gerçekten bilmiyor. Daha doğrusu, bilmeye de pek niyetli görünmüyor.

Vah ki ne vah…

Çünkü insanın en hayati duygularından biri meraktır. Merak, anlamanın kapısını aralar; durup düşünmenin bahanesidir. Bir insan merak etmeyi bıraktığında ne kazanır, doğrusu meçhul. Bildiğimiz tek şey, çok şey kaybettiğidir. Kendini, hâlini, neden böyle hissettiğini… Ve zamanla başkasının hâlini de.

Belki de bu yüzden, ne kendi hâlimize bakabiliyoruz ne de etrafımızdakinin hâlet-i rûhiyesine. Herkes acele içinde; herkes bir yere yetişiyor ama kimse nereye gittiğini sormuyor. Hâlbuki bazen durup bakmak, anlamanın en sade yoludur. Telaşsız bir kahve içimi kadar bile olsa… Ne fazlası, ne eksiği.

Bu yazı, tam da o ölçüde bir duruşun yazısıdır.İnsanı diri tutan şey, bir tutam şüphe ve bolca merak değil midir hâlbuki? İçtiğimiz kahvenin nasıl yapıldığından, fincanımıza gelene kadar hangi yollardan geçtiğine kadar, farkında olsak da olmasak da bir merak eşlik etmez mi bize. Merak, insanı hayata bağlayan en sessiz reflekstir. Sıradan görünen şeylerin arkasını kurcalama ihtiyacıdır.

Ne var ki bazen en sıradan olanın bile sandığımız kadar masum olmadığını hatırlatan anlar yaşarız. Yakın zamanda bir mekânda içtiği kahve nedeniyle geri dönüşsüz bir sürece giren bir hanımefendiyle sarsıldık meselâ. Bu da merakın başka bir yüzüydü: sorgulamanın, bilmenin ve şüphe etmenin hayati tarafı.

Neresinden bakarsak bakalım, hayat dediğimiz olgu; kemâl, erdem, merak ve şüphe üzerine kurulu. Üstelik bunlar düz bir çizgide değil, çoğu zaman tezatlar üzerinden ilerler. Şüphe insanı uyanık tutarken, güven arayışı ayakta tutar. Biri eksik kaldığında diğeri de anlamını yitirir.Velhasıl kelâm, bugün hâlin kusur, kemâlin ise telaş olmadığını fark edebildiğimiz ölçüde işler biraz rayına giriyor. Merakını diri tutabilen insan, sadece kendini değil karşısındakini de daha az hırpalıyor. Zira kimse, sürekli “her şey yolunda” modunda çalışan bir yazılım değil; arada hata veriyoruz, güncelleme istiyoruz, bazen de sistemi kapatıp açmak gerekiyor.

Hayat dediğimiz şey ince ayarlı bir ritim meselesi. Ritmi yakalayana torpil geçiliyor sanıyoruz ama çoğu zaman mesele hız değil, zamanında durabilmek. Robot olmadığımızı hatırlamak hâlâ serbest; yorulunca dinlenmek yasaklanmadı, soluklanmak ayıp sayılmıyor. En azından henüz.Neticede insan, hâlini inkâr ederek kemâle varmaz; sadece yorulur. Telaşı erdem sanıp sakinliği kusur bellemenin de kimseye faydası yok. Belki de en makul olanı, arada bir durup kendimize şunu sormak: “Ben şu an gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece yetişiyor muyum?” Cevap kahve soğumadan geliyorsa ne âlâ. Gelmiyorsa da sorun değil; bazı cevaplar acele sevmiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Haber Sabah
Manset24 Haberleri
Haber Entel