Manisa, belki de en değişken siyasi profilleri bünyesinde barındıran illerden biri. Bugün bir partinin emekçisi olarak sağa sola koşturan birini, ertesi gün başka bir partide aynı hızla koşarken görüyorsunuz. Haliyle soruyorsunuz: “Hayırdır, şimdi B partisinde misin?”
Cevap net: “Evet abi. O kadar koşturduk, kimse bizi işe yerleştirmedi. Ne yapayım, ben de B partisine geçtim.”
Bireyler, siyasi partilere birer iş bulma kurumu gibi bakıyor. Bu bakış açısı çok da haksız sayılmaz; çünkü ekonomik yapımız buna fazlasıyla müsait. İşçiye talep yok. Talep olmayınca da bu tablo ortaya çıkıyor.
Aslında 1980 öncesi böyle değildi. Ancak 12 Eylül 1980 darbesinin yarattığı yıkım, etkisini hâlâ bütün ağırlığıyla sürdürüyor. Siyasi partilerimize baktığımızda ise tablo pek iç açıcı değil. Hizmet anlayışlarında küçük farklar olsa da, temelde hepsi aynı hamurun ürünü.
Milletvekilleri rahatlıkla parti değiştirebiliyor ve geçtiği partinin kılıcını da hiç zorlanmadan kuşanabiliyor. Bunun nedeni açık: Vekiller, halkın vekilleri değil; genel başkanların belirlediği vekiller. Hal böyle olunca halka verebilecekleri somut bir şey de olmuyor. Yukarıya şirin görünmeleri yeterli; çünkü onları bir kez daha vekil yapacak olan merci halk değil, üst düzey yönetim ya da genel başkan.
Bu durum tek bir partiye özgü değil. Aksini söylemek haksızlık olur; çünkü tüm partilerde manzara aşağı yukarı aynı.
Unutmayalım ki Ecevit’in (Karaoğlan) siyasi sonunu getiren de Güneş Motel transferleri ve kulis oyunlarıydı. Bugün benzer oyunlar ülkeye hiçbir şey katmadığı gibi, geçilen partilere de katkı sağlamaz.
Aksine, sadece zarar verir.




