Merhum Necmettin Erbakan’ın: “ Bir gün mesele SURIYE olursa bilin ki Hedefte TÜRKİYE vardır.“    sözü yaşadığımız süreç açısından değerlendirildiğinde çok manidar! Acaba gerçekten de öylemi, nihai hedef TÜRKİYE mi? Son dönemlerde gelişen olayları takip etmekte zorlanır olduk. Halbuki bu olaylar bir biriyle bağlantılı olaylardır... Arap Baharından başlayıp; 6-7 Ekim olayları, Musul Başkonsolosuna saldırı, Gezi olayları, Türkmen Dağına Rusya’nın saldırması, Suruç ve Ankara’da patlayan bombalar, Rusya uçağının düşürülmesi,  en son Türkiye’nin Musula asker göndermesi üzerine yaşanan kriz… Yukarıdaki örnekler çoğaltılabilir. Peki bu güç mücadelesinin nihai hedefi ne? Bunu anlamak için bu durumu bütünsel bir bakış açısıyla ele almak daha doğru olacaktır… Bir birinden farklı görünseler de tüm bunları aslında Ortadoğu’da yaşanan güç mücadelesinin yansımaları olarak belirtmek yerinde bir tespit olur. Dünya’ya yön veren oyun kurucu güçlerin amacı Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmektir. Bu dizayn sürecinde yeni sınırlar, yeni devletler ortaya çıkacak gibi görünüyor!  Ortadoğu’da haritalar yeniden çizilip ihtilaf noktalarının tam ortasından yeni koridorların açılması ve yeni husumetlerin oluşturulması planlanmaktadır. Birinci Dünya Savaşında oluşturulan sömürü düzeniyle yüz yıl dünyanın geri kalan kısmının kanını emen emperyalist güçler, artık eski düzenle emecekleri kanın kalmadığını anladıkları için yeni bir sömürü düzeni kurmanın arifesindedirler.  Bu yeni düzen kurulurken Türkiye’nin: ‘’ Durun Bakalım! bu düzeni bensiz kuramazsınız, masada bende varım’’  diye tanımlanabilecek girişimleri oldu.   Türkiye’nin güçlü bir şekilde bu düzenin oluşturulma aşamasında yer alması Emperyalist güçlerin çıkarlarına ters düşecek bir durumdur. Çünkü Türkiye, Osmanlının mirası üzerine kurulmuş bir devlet olduğu için ve üzerinde ameliyat yapılacak ülkelerin çoğu, ya komşusu ya da Osmanlı döneminde egemenliği altında bulunan ülkeler olduğu için, Ortadoğu’daki halkların çıkarına olmayan adımların atılmasına çekince koyacaktır. Ayrıca bu dizayn sürecinin Türkiye topraklarında bir ameliyat gerçekleşecek şekilde gelişmesi de muhtemeldir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu sürece dahil olması bu güçlerin çıkarına ters bir durumdur. Böyle olunca Emperyalist ülkeler Türkiye’yi güçsüz bırakmak ve sürece dahil olmasını engellemek gayesindedirler. Bu nedenle Türkiye’yi  dizayn sürecinin mefulü konumuna getirmek istemektedirler. Bu amaçla: -İçerde olaylar çıkartıp Türkiye’yi kendi sorunlarıyla baş başa bırakarak, - IŞİD’e silah ve lojistik destek sağlayan bir ülke olarak lanse ederek - Musul da işgalci bir ülke görünümüne sokup dünyaya kötü bir imajla sunarak Pasifize edip oyun kurucu konumundan düşürmek istemektedirler. Sonuç olarak: İlk emperyalist paylaşım olan birinci dünya savaşında saf dışı kaldığımız için bize verilene razı olmak zorunda kaldık. Osmanlının düşüşü, özellikle Ortadoğu da yaşayan halklar açısından esaretin miladı oldu. Türkiye yapılan bu paylaşım ve güç mücadelesinde masadan uzak kalırsa, bu durum zulüm altında yaşayan ve insanlığın vicdanına muhtaç olan tüm kesimler için yıkım olacaktır. Türkiye’nin güçlenmesi ve yükselmesi bir bakıma; Dünyanın beş(5)’ten büyük olduğunu düşünenlerin yükselmesi anlamına gelir.  Bu açıdan bakılırsa; Dünyanın beş’ten büyük olduğunu düşünen tüm kesimlerin bu güç mücadelesi ve paylaşım savaşında Türkiye’den yana tavır alması, kendi çıkarlarına bir durum olmakla birlikte insani bir görev olarak da önlerinde durmaktadır. Esen kalın…