"STANDART İÇİN TEKNOLOJİYİ ÜRETMEK LAZIM"

TSE Başkanı Prof. Dr. Adem Şahin, Dünya Gazetesine vermiş olduğu röportajda, Uygunluk Değerlendirme alanında dünya da söz sahibi olan TSE'nin yaptığı çalışmaları kısaca özetlemiş.

Tüm kalitecilerin, özellikle temiz kalitecilerin, bu röportajı okumalarını arzu ediyoruz.

Maruf Buzcugil ve  Hüseyin Gökçe tarafından sorulan sorular ve TSE başkanı Prof. Dr. Adem Şahin'in vermiş olduğu cevaplar...

■ Sanayicilerden zaman zaman “Uzakdoğu malı kalitesiz ürünler geliyor, rekabetimizi sıkıntıya sokuyor gibi şikayetler” geliyor, bu konuya siz nasıl bakıyorsunuz?

Türkiye 1980’e kadar ithal etmek zorunda kaldığı ürünleri, burada üretme politikası izlerken, bu tarihten itibaren ihracata yönelip, ihracatla büyüyen bir politikaya geçti. 1996 yılında ise Gümrük Birliği ile birlikte malların serbest dolaşımı başladı. Esasında malların serbest dolaşımı demek, AB standardını aynen kabul edip, bu standarda göre üretim yapmak demektir.

İthal ikamesi politikası uyguladığımız yıllarda da ürünü nihai olarak yapmayı hedefledik. Buzdolabını yaparken, kompresör ithalatını göz ardı ettik. Pandemi ile anladık ki tedarik zinciri kırıldığında ara malı tedarikini yerine getirememişseniz nihai ürünü yapmış olmanız yetmiyor.

“UZAKDOĞU KÖKENLİ ÜRETİM DÜNYA SANAYİ KÜLTÜRÜNÜ BOZDU”

■ Bu zorunlu standart kısmı Avrupa’da nasıl?

Standartların zorunluluğu noktası, standardı çıkaralım zorunlu yapalım diye anlayış yok. Oradaki toplum bilinci, sanayici kültürü standarda uygun yaptığı takdirde kendi vatandaşının veya dünya vatandaşının kullanımına uygun üretim yaptığını düşünüyor. Bu yapıyı Uzakdoğu kökenli üretim bozdu. Çünkü bu üretim tipi, rekabet edebilmek için çok büyük ölçekte ve çok büyük sayıda üretebilmek için bir anlamda bunu deldi. Dünyaya bir kolaylık olarak sundu. Mesela bizim ara malı ithalatçılarımız, nihai ürünü 100 liraya satıyor ama nihai ürün bileşiminde kullandığı ürünleri ne kadara topluyor? Bunu bilmiyoruz. Uzakdoğu’dan bir üretici, “Eğer; standart, sertifika gibi şeyler istemezsen, ben çok daha ucuza ürün veririm, kendi memleketinde kimi kandırırsan kandır al sat” diyor olabilir. Yani dolayısıyla standarda uygun olmayan ürün esasında gelişmekte olan ve az gelişmiş pazara doğru gidiyor. Eğer bu bölgeler de üretim tarzını değiştirip, sertifika, standarda uygun üretime geçirse aynı ucuzlukta üretim yapamayacaklar.

“BAĞIMSIZ BİR PİYASA GÖZETİM DENETİM KURUMU KURULACAK”

■ Denetimi kim yapıyor?

Şu anda Türkiye’de son iki üç yıl içinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın da dile getirdiği bir konu var. Bağımsız bir piyasa gözetim, denetim kurumunun kurulacağıyla ilgili. Hatta sayın Cumhurbaşkanı Yeni Ekonomi Programı açıklarken de bahsetmişti. Şu anda 7 Bakanlık, 2 kurum piyasa gözetimi ve denetiminden sorumlu. Oluşturulacak kurumla, bunların bir araya getirilmesi öngörülüyor. Bunun için denetçi dediğimiz bir personel gerekiyor, ayrıca aldığınız ürünlerin uygun olup olmadığını denetleyecek laboratuara ihtiyaç var. Ürünleri piyasadan müşteri gibi almanız gerekiyor. Türkiye çok büyük bir pazar olduğu için büyük bir organizasyon gerekiyor. Türkiye’nin en büyük cazibesi, turizmle birlikte toplamda 100 milyonluk pazar olmasıdır. Gelinen noktada herhalde iktisadi düşünce yine başa döndü, nüfus önemli bir zenginlik ve güç olduğu yeni bir evreye daha giriyoruz. Böyle düşündüğümüzde 450 milyonluk AB pazarının 4'te 1'i gibiyiz.

"İTHALAT DENETİMİ ORTALAMA 5 GÜN SÜRÜYOR

■ Denetim yüzünden gümrükten ürün çekilişinde gecikmeler olduğu yönünde şikayetler de geliyor?

Malum bir ürünün insan sağlığına ve çevreye zararlı olmadığını belgeleyen, CE adını verdiğimiz sertifikalar var. Yasa koyucu, bunun ebatlarını, nereye nasıl iliştirilmesi gerektiğini, ürünün hayat boyunca düşmeyecek şekilde monte edilmiş olmasını, her şeyi istiyor. Bize ise şöyle mal gelebiliyor. Uzakdoğu’dan ürünü yükleyip, yanına da ürün sayısı kadar CE plakasını koyabiliyor. Üzerine iliştiremiyor, çünkü iliştirirse suç olacak. Denetimde bu ortaya çıktığında ise “oradan koyup göndermişler” deyip işin içinden çıkmaya çalışanlar var. Biz TSE olarak ithalat denetiminde, hızlı değiliz ama yavaş da değiliz. Her şey yolunda ise ortalama 5 günde bir ithalat işlemini neticelendirebilecek durumdayız. Eğer deney gerektiriyor ve süreli deney varsa zaten deney süresi kadar beklemek durumundayız. Ancak gümrüklü yanlış beyanda bulunmuş, ürün yanlış tanımlanmış, teknik dosyası yok, beyan edildiği halde beyana uygun değilse ithalat denetimi zor.

"STANDART İÇİN TEKNOLOJİYİ ÜRETMEK LAZIM"

■ Peki uluslararası standartta ne kadar rolümüz var?

Dünyadaki standart teşkilatlarının; ISO, CEN, CENELEC gibi uluslararası kuruluşların tam üyesiyiz. Nüfus kriterine göre yüzde 13.80 gibi bir oranla en yüksek oy gücüne sahip olan ülkeyiz. Ancak standart hazırlama çalışmalarındaki etkinliğimiz aynı ölçüde değil. Birincisi bizim sanayimiz başlangıçta, lisanslı üretimle başladığı için, lisanslı ürünün standardı zaten lisanslayan tarafından halledilmiş. İkincisi bizim standardı belirleyebilmemiz için, teknoloji üretiyor olmanız lazım. Yani o ürünü üreten teknolojiyi sizin üretmeniz lazım. Ancak biz iyi bir kullanıcıyız, teknolojiyi üretmesek de. Kullandığımız için eskitiyoruz, bunun için yenilememiz, gerekiyor. Yani en azından revize edilirken, sisteme dahil olmamız lazım.

"TSE, UYGUNLUK DEĞERLENDİRMEDE DE ATILIMA GİRMELİ"

■ Helal Gıda pazarını ve bu alanda yapılan çalışmalar nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslam Ülkeleri Standardizasyon ve Metrolji Teşkilatı bir Helal Standardı hazırladı ve bunu 43 üye ülke onayladı. Türkiye SMIIC’ın standardını kabul etti. TSE olarak biz başından itibaren ürünlerimiz bu 43 ülkede kabul edilsin diye söz konusu standarda göre belgelendirme yapıyoruz. Helal Akreditasyon Kurumu kurularak bu alanda teşkilatlanma da tamamlandı. Ancak helal alanı zannedildiği kadar kolay bir alan değil. Yani tavuğu şoklamadan kesmek yetmiyor. Yanı sıra; unlu mamul, bisküvi, gıda koruyucusunda, İslam fıkhına uygun olmayan ürün kullanıldı mı? Bunları test edecek kitlerin üretilmesi ve bunun analizini yapacak laboratuvara ihtiyaç var.

"ANKARA KALİTE KAMPÜSÜ 300 DÖNÜM ARAZİYE KURULACAK"

■ TSE’nin Türkiye ekonomisine daha fazla katkı sağlaması için size göre yapılması gereken neler var?

Biz esasında bu dönemde, bunun birinci ayağına bir adım attık. TSE Ankara Kalite Kampüsü kuracağız. Şimdi Ankara’daki bütün birimleri bir arada toplayacağımız, TSE’nin laboratuvar altyapısını iki katına çıkaracağımız bir proje başladı. Ruhsat aşamasındayız. Standart teşkilatlarının piyasa gözetim ve denetiminde, ürün belgelendirmede güçlü olabilmeleri için olmazsa olmaz iki tane şeyleri var. Bir tanesi iyi personel, ikincisi laboratuvar altyapısı. Bunlar yoksa, bunları ölçemiyorsanız, ölçemediğiniz şeyi markalayamazsınız. TSE bu manada insan kaynakları çok güçlü ama sürekli insan kaynağı kaybeden, biz o piyasa payımızı, onaylanmış kuruluşlara kaptırmaya devam edince, elemanımızı da kaybediyoruz. Yani Alman kuruluşu burada belgelendirme yaparken, burada Alman çalıştırmıyor. Yani Araç muayenesi yaparken Alman çalıştırmıyorlar. Yani eğer bir ürün Türkiye’de üretilmiştir, Türk malıdır, Türkiye’de belgelendirilmiştir, dünya tanır bunu demek istiyorsanız bu yapıyı güçlendirmeniz lazım. Projeyi, 96 bin 500 m2 ’si kapalı alan olmak üzere, 300 dönümlük arazi üzerinde gerçekleştireceğiz. Bunun da yaklaşık 60 bin m2 ’si sadece laboratuvardan oluşacak. Cumhurbaşkanlığı Yatırı Programına girdi. TOKİ ile yapacağız. TSE Ankara Kalite Kampüsü olacak.

■ Yatırım tamamlandığında Türkiye yurt dışın ödediği test ücretlerinin ne kadarı içerde kalacak? Böyle bir projeksiyonunuz var mı?

Projeksiyon yapsak da çok doğru sonuç vermez. Bu iş yapılana kadar bu işin bir de özel sektörü var. Yabancı kökenli SGS burada belgelendirme yapıyor ama İsviçre’deki laboratuvar altyapısını kullanıyor. Ama belgelendirme noktasında iş başka yere gidiyor. Artık yenilenebilir enerji, yapay zeka, dijitalleşme, çevre ile ilgili alanındaki standartların belgelendirilmesine odaklanmak gerekiyor. Biz kurumu dönüştürürken esas, dönüştürmeye çalıştığımız alan yeni teknoloji standardına uygun hale gelebilmek. Esas işin önemli noktası o olacak. Örneğin, ikinci el cep telefonunun yenilenerek ekonomiye kazandırılması konusu gündeme geldiğinde hemen standardını hazırladık. Veri merkezlerinin standardını hazırladık.

"ARA MALINDA DA İTHAL İKAMESİ GEREKLİ"

■ İhracatçılarımız, ihracat yaptıkları ülkelerin standartlarına göre mi üretim yapıyorlar?

AB ile biz aynı ürünü aynı standarda göre üretiyoruz. Yani buraya yaptığımız ihracatta problemimiz yok. Zaten sanayinin uyumu, malların serbest dolaşımı ile GB’nin belki kazandırdığı en önemli şey bu. AB standartlarına göre ürettiğimiz her türlü ürünü, AB ülkelerine mütekabiliyet esaslarına göre gönderiyoruz. Diğer pazarlarda örneğin ABD, kendi kurallarını tanıyan bir pazar. Avrupa ile ilişkileri iyi olan Afrika ülkelerinin sistemleri genellikle Avrupa tarafından kurulmaya çalışılıyor. Türkiye’nin işi çok kolay; AB’nin tanıdığı her şeyi tanıdığı müddetçe o kapıdan geçip gitmeye çalışıyor. Dışardaki standarda uygun olmaya karşı kendi piyasasını korumakta sorun yaşıyor. Yani dolayasıyla sanayide geldiği en önemli darboğazda belki artık ara malı ithal ikamesi politikası izlemek mecburiyetinde. Başka bir ifade ile ana sanayilere mal tedarik eden sanayileri de kurmak durumunda. Sanayicimiz şu anda Avrupa'nın en büyük beyaz eşya üreticisi halinde, ancak kompresörü halen Güney Kore ve Çin'den alıyorsa bir hatası var demektir. Üstelik beyaz eşyada ölçek de yakalanmış durumda, yani beyaz eşya üretiliyorsa, kompresörün de burada üretilmesi lazım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner42