Sevgili okuyucularım;

         Türkiye Kıbrıs’ta başta Yunanistan’ın Ege de yayılma hayalleri Kıbrıs’ta yaşayan iki kesimli, RUM ve TÜRK halklarını olumsuzluklara itti. Rumların yapmış oldukları soykırım girişimlerine karşı, Türkiye’nin 1974 Temmuz'unda Kıbrıs’a “Barış Hareketi” müdahalesinin ardından NATO’nun Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini engellemediğini gerekçesiyle, Yunanistan NATO’nun askeri kanadından çekilerek ayrılmıştı. Türkiye ve Yunanistan 1952’de NATO’nun yeni üyeleri olmuştu.

     Türkiye Temmuz 1974’de Kıbrıs’a yapılan Barış hareketinden kısa bir süre sonra da, (714 sayılı NOTAM’ın)ile, Ege bölgesi üzerinde 50 millik alanda Yunanistan Uçaklarının uçuşlarını Türkiye’nin iznine tabi tutu. Yunanistan bu durum karşısında kaldığı Zor durumdan kurtulmak için, Kaybettiği Ege’deki komuta-kontrol yetkisini tekrar kazanmak için, 1976 yılında (ayrılışının ikinci yılında) NATO’nun asker kanadına dönmek istediğini açıklamış oldu. Türkiye bunun için Ege’deki komuta-kontrol alanlarının yeniden belirlenmesini şart koştu. NATO Avrupa Kuvvetler Başkomutanı Alexander Haig ve ardından bu göreve gelen Gen. Rogers Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel ile yaptıkları girişimlerden sonuç alamadıkları görüldü.

    Türkiye üzerinde oynanan oyunların bir kolu olarak, içeriğinde soru işaretleri taşıyan bir Askeri darbe yaşandı! 12 Eylül 1980 Darbecisi yöneticileri tarafından halk arasında söylenen deyimlere istinaden diyet borcu kararları üretilmeye başlanmıştı. 17 Ekimde, yani darbeden bir ay sonra Ankara’ya gelen Gen. Rogers, 6 ay içinde Yunanistan’da seçimlerin yapılacağını, sosyalistlerin işbaşına gelmesi durumunda bu ülkenin bir müttefik olarak kaybedilebileceğini söyleyerek Kenan Evren’i etki altına almış oldu. Washington’da Brzezinsky’nin özel çalışma odasında yapılan görüşmeye Türk tarafını temsilen Turgut Özal ve Türk büyükelçisi Şükrü Elekdağ ile ABD tarafını temsilen Brzezinsky’nin yanısıra Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi Paul Henze katıldığını haberler duyurmuştu. Paul Henze’nin tuttuğu notlar Brzezinsky’nin onayı üzerine resmi olarak onaylanan anlaşma metni sayılmıştı.

       ABD ve NATO yetkilileri, 12 Eylül’ün ardından yapılan temaslarda Yunanistan’ı NATO’nun askeri kanadına döndürme girişimlerine hız verdiler. ABD büyükelçisi Spain darbeden yaklaşık bir ay sonra Evren ile görüşerek Başkan Carter’in NATO’nun Güneydoğu kanadının bölünmüşlüğünün yarattığı sakıncaları dile getiren mesajını 6 Ekim 1980’de Darbeci, Askeri Yönetimin başı Kenan Evren’e iletiyor. General Rogers bir çok askeri mühimmat ve Leopar Tankı yardımı yapılacağına “asker sözü” ile karşılık vererek Kenan Evren’i ikna etmiş olduğu basında yer almıştı. Türkiye’nin kararını değiştirmesinden endişe eden NATO yetkilileri 20 Ekim 1980’de NATO Savunma Planlama Konseyi’ni hızla toplayarak Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşünü onayladılar.

    Bu kadar olur dersek, 1981 yılı başında Yunanistan’da iktidar gelen Papandreu hükümeti, Ekim 1980 da yapılan NATO’nun bu anlaşmasını tanımadığını açıklamıştı. Basiretsiz politikalarla oldubittiye getirilerek ABD tarafından güdümlü 1980 dönemin iktidar yöneticilerine dayatılmasının cezasının bedeli olarak, bu gün kıta sahanlığı mevzusunda Türkiye zorluklar yaşamaktadır.

      Gelelim Türkiye’nin F-16’lar ile 1987 yılında başlayan bu serüven, F-35’lerle 2022 yılının ortalarında olmamıza rağmen halen devam etmektedir.

          Askeri havacılıkta güçlülüğünü ve gelişme hamlelerini F-35’lerle kurmak isteyen Türkiye, toplam 100 adet geleneksek iniş-kalkış yeteneğine sahip F-35A tedarik etmeyi planladığını açıklamıştı. Bunlardan 30’unun siparişini de vermişti. Türkiye’nin ilk iki F-35 uçağı için 21 Haziran 2018’de ABD’de Türk yetkililerinin de katılımıyla bir tören gerçekleştirilmişti. Beraberinde Türkiye’nin uçak sayısı 6’ya ulamış, Hatta Amerika’da Türk pilotların eğitimi de başlamıştı. Ancak Beyaz Saray, 17 Temmuz 2019’da, Türkiye’nin Rus menşeli S-400 hava savunma sistemlerini teslim alması sebebiyle F-35 Programı’ndan çıkarılacağını açıkladı. Üstelik ABD’nin 14 Aralık 2020’de, Türkiye’ye CAATSA yaptırımlarını uygulaması da ABD ile olan ikili ilişkileri kutuplaşma boyutunda zirveye taşımış oldu.

    Bunula da kalmayan ABD Temsilciler Meclisi, Cumhuriyetçi Frank Pallone tarafından sunulan ve Türkiye’ye yeni F-16 savaş uçakları ile F-16 modernizasyon kitlerinin satışını kısıtlayan yasa tasarısını onaylaması ilişkilerde bardağı taşırmış oldu. Temsilciler Meclisi, Türkiye ile gerilimi tırmandıracak bir kararı da  Yunan lobisine yakınlığı ile bilinen Demokrat Chris Pappas ve Cumhuriyetçi Frank Pallone tarafından sunulan ve Türkiye'ye yeni F-16 savaş uçakları ile F-16 modernizasyon kitlerinin satışını kısıtlayan yasa tasarısı Temsilciler Meclisi'nde yapılan oylamada 244'e karşı 179 oyla kabul edilmiş olmasıydı. Bu yasa tasarısı ile Türkiye'ye yönelik F-16 satışlarına, ABD Başkanının söz konusu satışların ulusal çıkarlara uygun olduğunu onaylaması ve Yunan hava sahasının ihlal edilmeyeceğini dair garanti verilmesi şartı getirilmiş.

  Yunanistan boş durmuyor, o gün Temsilciler meclisinin şartlı kararı, bu günden sonrada ABD Senato Meclisi üzerinde uygulamalı oyunların başlatılması.

       ABD Başkanı Joe Biden, İspanya’nın başkenti Madrid’de geçtiğimiz ay yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin ardından düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışını sağlaması gerektiğini söylemişti, “F-16’ları Türkiye’ye satmamız gerekiyor. Bunun tersi çıkarımıza olmaz” demişti. Ayrıca, geçtiğimiz mart ayında ise ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD Kongresi’nin söz konusu F-16 satışı hakkında mektup göndermiş ve söz konusu satışın ABD çıkarlarına uygun olduğu belirtilmişti. Mektupta, “F-16 satışı, ABD çıkarlarıyla uyumlu ve NATO’nun uzun vadeli planlarına hizmet edecektir” ifadelerine yer verilmiş, aynı zamanda Türkiye’nin Ukrayna’ya olan desteği ve savunma bağları, “bölgedeki kötü niyetli hareketler için önemli bir caydırıcı güç” olarak nitelendirilmişti.

    Şimdi biraz düşünmemiz gerekmez mi? İsveç ve Finlandiya’nın katılmak istediği NATO’ya üyelik normal şartlarda uzun bir süreç gerektiriyor. Bosna Hersek, Gürcistan ve Ukrayna’nın da dahil olmak istediği NATO’nun yeni üye kabul etmesi için çeşitli şartların yerine getirilmesi, yasal süreçlerin tamamlanması isteniyor. 2004 Yılında Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Estonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya NATO’ya girdi. 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017’de Karadağ ve son olarak 2020’de Kuzey Makedonya Bütün bunlar SSCB’nin dağılasının akabinde Doğu paktından ayrılarak NATO üyesi ülkeler oldu.  Kuzey Makedonya’nın üyeliğine bakarsak, Yunanistan, adının başına “Kuzey” kelimesi eklenen Makedonya’nın eski adına karşı çıktığı için uzun yıllar bu ülkenin NATO üyeliğini engelledi. İsim sorununun 2018’de çözülmesiyle Yunanistan vetosunu kaldırdı ve Kuzey Makedonya, NATO ile üyelik müzakerelerine başlamaya davet edildi. Kuzey Makedonya Mart 2020’de resmen NATO üyeliğe kabul edildi.

      Sözün son noktası; İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinde Kararlığını bildiren Türkiye’nin Yunanistan’da düştüğü hataya bir daha düşmemesidir. Türkiye’nin gösterdiği kararlılık, artık geçmişteki hatalarla tekrarlanma boyutu ile verilemeyeceğidir. Dış politikada artık gür seslilik dönemi yaşanmaktadır. Artık “ne o eski tas, nede o hamam” kalmamıştır. Devletler kirli politikalarının kararlarını darbelerle aldırarak yürütemez konuma gelmiştir.

         Sağlıklı yaşayın sağlıcakla kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner42