Şehre yakın bölgelerdeki verimli tarlalar su altında kalmışken, bu alanlarda kurulacak yeni mahallelerin altyapısı nasıl sağlanacak sorusu neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Yapılacak binaların zeminden itibaren kaçıncı kata kadar su riski taşıdığı dahi hesaplanmıyor. Buna rağmen ruhsat alanlar projeden satış yapmanın telaşında; ruhsat alamayanlar ise belediyelerin imar müdürlüklerinde çözüm arıyor.
Elbette şehrimizin konut ihtiyacı inkâr edilemez. Ancak mesele yalnızca konut üretmek değildir; doğru yerde, doğru planlamayla üretmektir. Oysa verimsiz, taşlık alanlarda ve eski yerleşim bölgelerinde yapılacak kapsamlı kentsel dönüşümlerle hem barınma ihtiyacı karşılanabilir hem de trafik başta olmak üzere pek çok kronik sorun çözülebilir.
Buna rağmen, yalnızca imar üretmek amacıyla yapılan hatalı planlamalar, şehrimize uzun yıllar boyunca taşınacak bir yük bırakmaktadır. Bugün alınan kararlar, yarının yaşam kalitesini doğrudan belirleyecektir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 100 binlik planlarda Gediz Ovası’nın koruma altına alınmış olması bu açıdan son derece önemlidir. Aksi halde, bu bereketli toprakların da betonlaşma baskısına maruz kalması kaçınılmaz olurdu.
Unutmamak gerekir ki bir ülkenin gerçek zenginliği toprağında saklıdır. Eğer bugün bu toprakları koruyamazsak, yarın gelecek kuşaklar üzümü, domatesi, patlıcanı balkonlarındaki saksılarda yetiştirmek zorunda kalacaktır.
Gediz Ovası: Verim mi, Beton mu?
Gediz Ovası bugün yalnızca bir tarım alanı değil, aynı zamanda bir akıl sınavıdır. Bir yanda bereketli topraklara girilemeyen, çiftliklere ulaşılamayan, sular altında kalan araziler… Diğer yanda ise şehir meclislerinde hâlâ bu alanlarda kaç kat imar verileceğinin tartışılması.
Şehre yakın bölgelerdeki verimli tarlalar su altında kalmışken, bu alanlarda kurulacak yeni mahallelerin altyapısı nasıl sağlanacak sorusu neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Yapılacak binaların zeminden itibaren kaçıncı kata kadar su riski taşıdığı dahi hesaplanmıyor. Buna rağmen ruhsat alanlar projeden satış yapmanın telaşında; ruhsat alamayanlar ise belediyelerin imar müdürlüklerinde çözüm arıyor.
Elbette şehrimizin konut ihtiyacı inkâr edilemez. Ancak mesele yalnızca konut üretmek değildir; doğru yerde, doğru planlamayla üretmektir. Oysa verimsiz, taşlık alanlarda ve eski yerleşim bölgelerinde yapılacak kapsamlı kentsel dönüşümlerle hem barınma ihtiyacı karşılanabilir hem de trafik başta olmak üzere pek çok kronik sorun çözülebilir.
Buna rağmen, yalnızca imar üretmek amacıyla yapılan hatalı planlamalar, şehrimize uzun yıllar boyunca taşınacak bir yük bırakmaktadır. Bugün alınan kararlar, yarının yaşam kalitesini doğrudan belirleyecektir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 100 binlik planlarda Gediz Ovası’nın koruma altına alınmış olması bu açıdan son derece önemlidir. Aksi halde, bu bereketli toprakların da betonlaşma baskısına maruz kalması kaçınılmaz olurdu.
Unutmamak gerekir ki bir ülkenin gerçek zenginliği toprağında saklıdır. Eğer bugün bu toprakları koruyamazsak, yarın gelecek kuşaklar üzümü, domatesi, patlıcanı balkonlarındaki saksılarda yetiştirmek zorunda kalacaktır.
Beton büyürken toprak ölüyorsa, o şehir aslında büyümüyor… Yavaş yavaş yok oluyor.