Nasibin Sessiz Kapıları

Bir kapı kapandığı zaman, o kapının eşiğinde ağlamak yerine yeni bir kapıyı bulma cehdiyle ayağa kalkmak gerekiyormuş. Özendigim çokça insan oldu fakat hiçbirinin de mükemmel bir hayatı olmadığına defalarca şahit oldum. Bazen insan kendini güçsüz, bitkin, bineva ve kimsesiz hissediyor; sanki bütün dünya üzerine çökmüş, duvarlar altında ezilmiş gibi… Ciğerleri rutubetten solmuş, sesi göğe yükselmiş ama yeryüzünde kimse işitmemiş gibi.

Ne garip bir devran şu insanoğlunun hayatı… Bir vakitler gönlümüzde en kıymetli yerde duran şeyler, bir müddet sonra içimizden dahi gelmez olur. Demek ki hiçbir şeye haddinden ziyade mana yüklememek icap edermiş. İnsan bunu bazen acıyla, bazen sükûtla fark ediyor. Adına belki uyanış, belki vazgeçiş, belki de bir nevi teslimiyet demeli… Hangisi olduğu çoğu zaman meçhul.

Hayat dediğimiz şey çoğu zaman bizim tedbirlerimizle değil, nasibin ince ve görünmez dokunuşlarıyla şekilleniyor. Biz bir şeyin olması için didinip dururken, kalbimizi ona bağlarken, olmayınca kaderin bize küstüğünü zannediyoruz. Oysa hakikatte vuku bulmayan nice şey, vuku bulsaydı bizi bambaşka bir hüsrana sürükleyecekti. İnsan bunu çoğu zaman yıllar sonra idrak ediyor.

Tasavvuf ehlinin dediği gibi:

“Nasip, kula değil; kul nasibe yürür.”

Bazen geciken bir vakit, aslında bizi yanlış bir menzilden muhafaza ediyordur. İnsan bunu o an anlayamaz. Çünkü kalp sabırsızdır; hemen olsun ister, hemen olsun diye dua eder. Fakat kaderin dili ağırdır, hikmeti derindir. Her şey tam da olması gereken vakitte zuhûr eder.

Hayatın en tuhaf tarafı da budur zaten. İnsan her şeyin bittiğini sandığı bir demde, hiç ummadığı bir kapı aralanabilir. Bir kelime, bir karşılaşma, bir haber yahut kalbe doğan küçücük bir umut bile insanın istikametini değiştirmeye kâfi gelir.

Belki de mesele, kapılar kapandığında yerde kalmamaktır. Hüzün varsa yaşamak, gözyaşı varsa dökmek… Ama sonra ayağa kalkıp yürümek. Zira nasip çoğu zaman yürüyen insanın yoluna çıkar.

Bir gün her şeyin bir anda düzeldiğini söyleyen insanları duyarsınız. O “bir anda” dediğimiz şey aslında nice sabrın, nice kırılmış hayalin ve sessizce taşınmış yüklerin ardından gelen bir lütuftur. İnsan o vakit anlar ki her gecikme bir imtihan, her kayıp bir ders, her sabır ise gizli bir kapının anahtarıymış.

Belki de insanın yapması gereken tek şey, kalbini fazla yormadan tevekkül etmektir. Çünkü bazen hayat, insanın bütün planlarını altüst eder ama sonunda ona kendisi için daha hayırlı olanı ihsan eder.

Kim bilir…

Belki de nasip, insanın en çaresiz hissettiği anda sessizce kapıyı çalmak için bekliyordur.