Kültürel Zenginliklerimiz

Ülkemizde 26-28 farklı etnik köken olduğunu düşünürsek, bu başlı başına büyük bir zenginliktir. 28 ayrı renk… Peki biz bu renklere gerçekten tahammül edebiliyor muyuz? Asıl soru bu. Çünkü bu çeşitliliği bir zenginlik olarak görmek yerine, çoğu zaman bir sorun gibi algılıyoruz.

Oysa bu farklılıklar, aynı kazanda kaynayan değerlerdir. Bizi biz yapan şey tam da budur. Kültürel olarak bu kadar zengin bir ülkeyiz ama ne yazık ki bu zenginliği korumak yerine zaman zaman yok etmeyi tercih etmişiz.

Hiç düşündük mü, bu ülkede kaç dil konuşuluyordu? Ve biz bu dillerin kaçını yasaklarla, baskılarla ortadan kaldırdık?

Lazlar, Boşnaklar, Çerkesler, Kürtler, Abhazalar, Arnavutlar… Daha sayamadığımız birçok topluluk. Her biri kendi diliyle, kültürüyle bu toprakların parçasıydı. Ama biz ne yaptık? Bu kültürlerin yaşamasına destek olmak yerine, çoğu zaman önünü kestik.

İnsanların kendi kültürlerini yaşamasına izin vermek bir yana, onları engelledik. Hatta yok ettik.

Mesela Trabzon’un bazı yörelerinde konuşulan, kökeni çok eskilere dayanan bir dil vardı. Bugün bakıyorsunuz, 70 yaş altı neredeyse kimse bilmiyor. Peki neden? Kime ne zararı vardı bu dilin?

Bu sorunun dürüst bir cevabı yok.

Daha ilginci şu: Bugün bile kültürel etkinliklere engel olmaya çalışan bir anlayış hâlâ var. Kendini demokrat, özgürlükçü gösteren ama özünde yasakçı bir zihniyet…

Bu yaklaşım artık çağın gerisinde kalmıştır.

Türkiye’nin yapması gereken çok açık: Elindeki kültürel zenginlikleri bastırmak değil, sahip çıkmak. Yok etmek değil, geliştirmek.

Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, farklılıklarını yok etmesinde değil, onları yaşatabilmesinde yatar.