Sayın Balaban, Yunusemre Belediyesi sınırları içinde şehir merkezinde düzenlenen festival, tanıtım günleri ve kültürel etkinliklerde yöresel ürün satışına izin verilmeyeceğini; hatta dışarıdan gelecek yöresel ürünlerin de satılamayacağını belirtti.
Bu karar “normal” mi?
Küreselleşen bir dünyada ülkeler arasında kültürel günler, gastronomi festivalleri, tanıtım etkinlikleri düzenlenirken; Manisa’da, Yunusemre sınırları içinde adeta “sınırlar kapatılıyormuş” gibi bir uygulamaya gidilmesi, bana göre katılımcılık iddiasıyla çelişiyor. Sorulması gereken temel soru şu:
Bu karar alınırken hemşehri derneklerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve sahadaki paydaşların görüşü alındı mı?
Katılımcılık ve çoğulculuk söylemi, ancak gerçekten farklı kesimlerin görüşleri masaya geldiğinde anlam kazanır. Aksi halde kararlar dar bir çerçevede şekillenir ve toplumun geniş kesimlerinde “dışlanmışlık” hissi doğurur.
Manisa’daki hemşehri dernekleri yılda bir kez, 3–5 gün süren tanıtım günleriyle kültürlerini yaşatmaya; bulundukları kentin kültürüyle kendi kültürlerini buluşturmaya çalışıyor. Bu etkinlikler bir “ticari fuar” değil; kültürel bağ kurma, birlikte yaşama kültürünü güçlendirme alanlarıdır. Üstelik dernekler, etkinlik masraflarını çoğu zaman kendi imkânlarıyla karşılıyor; yöresel ürünleri de bu masraflara katkı sağlamak için sergiliyor ve satıyor. Bunun neresi “anormal”?
“Haksız rekabet” iddiası
Sayın Balaban, bu tür etkinliklerin haksız rekabete yol açabileceğini ima ederek “esnafı koruyoruz” diyor. Peki o zaman şu soruyu sormak gerekir:
Belediyenin açtığı işletmeler (örneğin kent lokantaları, belediye bünyesindeki satış noktaları vb.) esnafla rekabet tartışmasına hiç konu olmuyorken; hemşehri derneklerinin yılda bir kez yaptığı kültürel etkinlikte satacağı yöresel ürünler mi “asıl haksız rekabet” sayılıyor?
Kaldı ki, bu etkinliklere Manisa esnafı katılamaz diye bir kural yok. İstenirse yerel esnafla birlikte, daha dengeli ve kapsayıcı bir model de kurulabilir.
Odalar gerçekten kimi, ne kadar koruyor?
Odaların esnafı koruma refleksini elbette önemserim. Ancak kamuoyuna “büyük bir başarı” gibi sunulan bu yasak kararının, gerçekte kültürel etkinlikleri daraltarak toplumsal birlikteliği zedeleme ihtimali göz ardı ediliyor.
Yıllardır büyük zincir marketler hızla çoğalırken küçük esnafın yaşadığı sıkıntılar ortadaydı. Bu süreçte “esnafı koruma” konusunda daha görünür, daha etkili adımlar atılması beklenirdi. Bugün ise doğrudan sivil toplumun kültürel etkinliklerine sınır getiren bir kararın “esnafı koruma” başlığı altında sunulması, kamuoyunda ikna edici bulunmayabilir.
Burada asıl ihtiyaç; yasaklarla sınır koymak değil, denge kuran bir çözüm üretmektir:
• Dernek etkinlikleri sürsün,
• Yerel esnafla iş birliği artsın,
• Satış düzeni şeffaf kurallarla belirlensin,
• Kültürel zenginlik korunurken ekonomik hassasiyet de gözetilsin.