Travmatik bir toplum olduğumuzun bilinciyle, son zamanlarda kaçınılmaz bir konunun eşiğinde dolaşıyorum.
Öyle bir eşik ki, bireysel gibi duran ama aslında kolektif bir yaraya açılıyor.
Bir dost düşünün.
Sizin için hastalanan, sizin iyiliğinizi düşündüğünü söyleyen.
Ne hoş değil mi?
Dışarıdan bakınca öyle duruyor.
Ama biraz yakından bakınca tablo değişiyor.
Travmatik ve bedel ödemekten korkan bir avuç insan, kendi cesaret edemediklerini başkalarının da etmemesini “iyilik” diye pazarlayabiliyor.
Öyle ki, siz kan da kussanız, düzenin içinde kalmanızı ister.
Sırf kendi hata ve pişmanlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalmamak için.
Burada iyilik, gerçekten sizin için midir, yoksa başkasının kendi yarım kalmışlığıyla baş etme biçimi midir?
Çünkü bazı insanlar başkasının ihtimalini desteklemez.
Onu kontrol eder.
Kendi yapamadıklarını, yapılmaması gereken şeyler gibi anlatır.
Böylece hem kendini temize çeker, hem de karşısındakini yerleşik düzene razı eder.
Bu bir kötülük hikâyesi değildir.
Bu, korkunun erdem kılığına girdiği bir hikâyedir.
Travmatik toplumlarda bu dil çok tanıdıktır.
Cesaret “sorumsuzluk” diye yaftalanır.
Risk “akıldışılık” sayılır.
Ve bedel ödemeyi göze alanlar, sanki başkalarının huzurunu bozan kişiler gibi gösterilir.
Oysa mesele şudur:
Herkes kendi hayatının bedelini ödemekle yükümlüdür.
Ama bazıları, bu bedeli hiç ödememek için başkalarının da ödememesini ister.
Ve buna “senin iyiliğini düşünüyorum” demeyi tercih eder.
Sevgili arkadaşım,
umarım bugün seni mutlu kılan her şeye sahip çıkarsın.
Yarım bıraktığın şeylerin, bir başkasının tamamladığı bir esere dönüşmesine izin vermezsin.
Çünkü yarım bıraktığını bir başkası tamamladığında üzülecek olan sensin. Buna asla müsaade etme.
Bilincin açık olsun.
Kendin adına konuşamayanların senin adına karar vermesine razı olma.
Kalbin pusulan olsun; seni güvende tutmak adına seni durduran seslerle, seni büyüten sesleri birbirine karıştırma.
Unutma, herkes “iyiliğini” ister.
Ama herkes senin hayatını yaşamaz.
Ve herkesin korkusu, senin sınırın olmak zorunda değildir.
Aşkla kalın.
YÜZYILLIK YALNIZLIK
Paylaş