Birleşmiş Milletler’in 17 Aralık 1999 tarihinde "Uluslararası Mücadele Günü" olarak kabul ettiği 25 Kasım Kadına Şiddeti Kınama ve Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla bu sorun tekrar gündeme geldi.

Oysa1400 yıl önce, İslam peygamberi Efendimiz (sav) tarafından yasaklanmış olan, "Cennet anaların ayakları altındadır' diyen bir dine, Nene Hatunların, Fadime Bacıların olduğu bir tarihe sahip köklü medeniyette hiçbir şekilde yeri bulunmayan kadına şiddetin, bugün maalesef 21. yüzyılda tüm insanlığın yüzleştiği bir problem olarak karşımızda durmaktadır.

Peygamber Efendimiz (sav): Develeri hızla koşturan bir sahabeye üzerlerinde hanımları taşıdığını hatırlatır ve “Yavaş ol. Üstünde kristalleri taşıyorsun, kırılacak” buyuruyor. Ne muazzam bir hassasiyet…

Hz. Peygamber (sav) uyarıyor: "Kadın ve erkek bir bütünün iki eşit parçasıdır." Farklı da değildir. Biri ne ise, ötekisi de odur.

İki eşit parçaya bölünmüş bir elmayı düşünün. Bu elmanın bir parçasının diğer parçadan hiçbir farkı yoktur. İkisini bir araya getirdiğinizde bir bütün elde edersiniz. Bir elmanın bir parçası tek başına bir bütünü ifade etmez.

Hz. Peygamber Veda Hutbesi'nde ümmetini uyardığı hususlardan biri şeytana uyarak tekrar şirke dönmemek, diğeri ise kadınlara karşı güzel davranmak ve onları Allah'ın bir emaneti olarak korumak, kollamak, haklarına riayet etme zarureti olmuştur.

Allah ve Resulüne inanan ve onların talimatlarını hayat felsefesi yapan insanların, değil kadını dövmek ya da bir hiç uğruna öldürmek, bir karıncayı bile incitemezler.

24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun…

“Öğretmen öğretir A, B, C”, diye bir harf ile başlayıp cümleye, kitaba, medeniyete ve devlete dönüşen uzun ince bir yoldur öğretmenlik.

Merhum Nurettin Topçu,  “Devletleri ve medeniyetleri yapan da yıkan da muallimlerdir” diyor.

Düşünün bir ülke ki, öğretmeni, askeri, polisi, hâkimi, savcısı, doktoru, mühendisi, memuru, bakanı, başkanı olup da onun karakterine, zihnine bir muallim - öğretmen dokunmamış olsun!

Öğretmenler günü olması vesilesi ile gerçek hayatımızda var olan öğretmenlerden yola çıkıp, öğrencinin hayatını değiştirmesi gereken bir öğretmenin nasıl olması gerektiğine; idareci, araştırmacı yazar ve üç çocuk babası biri olarak birazcık değinmek hakkımdır diye düşünüyorum.

Öğretmenlik sadece maaş karşılığı yapılan bir iş, ya da okul sınırları içerisinde karşılaştığımız insanlar olmanın çok ötesinde; sorumluluklar yüklüdür.

Eğer bir öğretmen öğrencisinin hayatına dokunmuyorsa; öğrencisinin hayatını, yaşantısını değiştirmiyorsa, öğrencisini başka biri haline getirmiyorsa “O” öğretmen kusurludur…

Sadece kendisinden anlatmasını istenen şeyi anlatıp giden, öğrencinin hayatı içinde bir yeri olmayan, öğrencisini sevmeyen, saygı duymayan, içine - ruhuna dokunmayan birinin gerçek hayatta öğrencisine bir şeyler kazandırması mümkün değildir.

Öğrencinin olmayacak hayaller peşinde koşmalarına göz yuman öğretmen, eğitimci mi?

Dileğim karşımıza hep bu işin kutsiyetinin farkına varmış, idealist, amacının insan yetiştirmek olduğunu bilen, “iyi ki öğretmen oldum” diyebilen ve hayırda yarışan öğretmenlerin çıkması dileğiyle…

Tüm kötülüklerden arınmış, huzur dolu bir dünya diliyorum…

Selam ve dua ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.