Ülke olarak siyasi hamlelere o kadar meraklıyız ki, sanki tartışılan konu veya kişiler,sanırsınız ki ülkeyi bir çırpıda düze çıkaracak ve kötü giden ekonomiyi bir anda ayağa kaldıracak.

Son günlerin tartışmasız en önemli konusu, İstanbul belediye başkan adaylarının televizyon ekranlarında karşılıklı canlı yayında tartışmayı kabul etmesi oldu. Yıllardır alışık olduğumuz bir durum değil bu. CHP lideri her defasında AK Partili bireyleri canlı yayına davet etse de, buna hiç bir zaman evet tartışalım karşılığı gelmemişti. Hal böyle olunca da  AK Partinin, CHP'nin bu canlı yayın isteğini kabul etmesi kamuoyunda ister istemez merak uyandırdı. AK Parti ve Yıldırım böyle bir tercihle hem partinin imajını düzeltmiş oldu hem de böyle bir yayından çekinmediklerini kendi seçmenine göstermiş oldu.

AK Partinin ve Binali Yıldırım'ın bu isteği kabul etmesi, hem de muhalif bir sunucuyla bu programı yapma isteği CHP'nin de şaşkınlık içinde olmasına sebep oldu. Hepimiz biliyoruz ki, İsmail Küçükkaya Fox tv de program yapıyor. Ve Küçükkaya'nın AK Parti'ye muhalif olduğunu da herkes biliyor. O zaman AK Partili kurmaylar neden muhalif olan Küçükkaya'yı tercih etti? Bunun altında yatan plan neydi? AK Partiye yakın onlarca televizyon ve sunucu olmasına rağmen, Küçükkaya'nın seçilmesi siyasi bir hamle miydi.

BİNALİ YILDIRIM ZEKİ VE USTA BİRİ

Binali Yıldırım gerçekten zeki bir isim. Milletvekilliği, bakanlık, meclis başkanlığı, başbakanlık yapmış tam bir siyasi kurt diyebiliriz. Boşa fazla hamle yapmayan, ne istediğini ve nasıl elde edeceğini bilen birisi. Böyle bir kişinin, böylesine merak edilen bir canlı yayın tartışmasını muhalif bir kişiyle yapması tamamen ince hesaplanmış bir planın parçası. Hatırlayalım, Ekrem İmamoğlu seçim süreci boyunca devamlı mağdur olduğunu, televizyonlarda yer alamadığını, haberlerinin çok kısa hatta hiç verilmediğini dile getirerek haksız rekabetin olduğu söyledi. Yıldırımın, devletin imkanlarını kullandığını, televizyonlarını propaganda aracı yaptığını, haberlerinin ve projelerinin devamlı devlet televizyonlarında gösterildiğini dile getirdi. Tabi bu halk da karşılık buldu mu? Evet İmamoğlu'nu kazandıran tam da buydu. Yani mağduru oynamak. Ülke olarak bizler, devamlı mağdur edilene ayrı bir gözle bakmışız ve onun kalkınması için her türlü desteği vermişizdir. Bunu AK Parti'nin kurulduğu yıllarda ve Recep Tayyip Erdoğan'ın mağdur edildiği yıllardan biliyoruz. Sayın Erdoğan da yıllarca mağdur edildiğini söyleyip halkın onun yanında olmasını istemedi mi?

Gelelim canlı yayın meselesine, başta dediğim gibi Yıldırım'ın muhalif Küçükkaya'yı seçmesinin altında ince bir zeka ve ustalık yatıyor. Yıldırım, şimdiye kadar halk arasında bilinen, AK Parti ve kurmayları canlı yayından kaçıyor veya korkuyor imajını kırmak ve AK partiden kaçan oyları yeniden geri kazanmak istiyor. Böylelikle Yıldırım, hem mağdur olduğunu, hem oylarının çalındığını anlatacak hem de bunu muhalif bir isimle başarmaya çalışacaktır. Hem korkmadığını gösterecek hem de ona meydan okuyan birine muhalif bir kişi seçerek bunu başaracağını seçmenine gösterecektir.

CANLI YAYINDAN BİR ŞEY ÇIKMAZ

İstanbul belediye başkan adaylarının ikisi de sakin ve sabırlı bir yapıya sahip. İkisi de programda sakin kalmayı ve samimi görünmeye çalışacaklardır. Bu tür programlarda sinirlenen ve karşısındakini basite alan her zaman kaybeden taraf olacaktır. Bu canlı yayında iki adayın da bol bol gülücükler saçtığını ve birbirlerine devamlı methiyeler söylediğini göreceğiz. Binali Yıldırım'ı kızdırmak kolay değil, tabi İmamoğlu'nu da. Hal böyle olunca sakin bir oturum bizleri bekliyor. Adayların ikisi de pembe tablo çizmekten başka seçeneği yok. Yıldırım, AK Parti döneminde yapılan icraatlardan bahsederken, İmamoğlu da yapılmayan projeleri ve yatırımları, borçları, yolsuzlukları gündeme getirmekten başka şansı yok.

BU KADAR ABARTMAYA DEĞMEZ

Yok yüzyılın programı, yok tarihi bir dönüm noktası, yok televizyon tarihinde bir ilk falan  gibi söylemler yersiz bence. Ortada abartılacak hiç bir şey yok. Bakın görün program sonunda herkes dağ fare doğurdu deyimini kullanacak. Çünkü bu iki konuk, akademisyenler gibi bir şeyler ispatlamaya çalışmayacak. Yani iki lider de sakin ve sabırlı olmak zorunda. Sinirlenen, kontrolünü kaybeden seçmen gözünde de çok şey kaybedecek. Belki de en önemlisi İstanbul'u kaybedecek. Zaten aralarında son seçimden 10 bin küsur oy farkı var, bu yüzden başa baş bir yarış bu. İstanbul seçmenin yüzde 90 oranda kime oy vereceğini biliyor. Burada amaç geriye kalan yüzde 10'luk bir dilimi etkileyebilmek.

Seçim sonuçları ne olursa olsun, kazanan demokrasi ve ülkemiz olsun. Bu iki liderin demokratikleşme adımı atmaları, karşılıklı söyleşmeleri bile özlediğimiz hareketler. Ülkemizin dört bir yanını bu kadar düşman sarmışken, birlik ve beraberliğe daha fazla ihtiyaç duyduğumuz aşikardır.

Saygılar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner42